29 Temmuz 2011 Cuma

20 SN'LIK OKUMA: Pencere ve ayna


Çok zengin bir genç, hayatını nasıl yönlendirmesi gerektiğini sormak için bir bilgeye gitmiş. Bilge, genci camın önüne götürmüş ve ona sormuş:

‘Pencereden bakınca ne görüyorsun?’

‘Gelip giden insanlar ve caddede dilenmekte olan bir yaşlıyı görüyorum.’

Bunun üzerine bilge ona büyük bir ayna göstermiş ve demiş ki:

‘Aynaya bak ve bana ne gördüğünü söyle.’

‘Kendimi görüyorum.’

‘Ama diğer insanları göremiyorsun değil mi? Bildiğin gibi ayna da pencere de aynı basit maddeden elde edilmiştir, camdan.

‘Kendini bu iki tip cam lie karşılaştırmalısın. Fakir olarak - tıpkı pencereden gördüğün insanlar gibi- ve şefkat duymalısın.

‘Zengin olarak-gümüşlere bezenmiş- kendini.

‘Diğer insanları görebilmek ve sevebilmek için gözlerinin önünü kaplayan gümüş tabakayı söküp atacak cesareti bulduğunda, herşeye değen biri olabilirsin’

11 Temmuz 2011 Pazartesi

20 SNLİK OKUMA: Gerçek nedir?


Aşağıdaki haberi İspanyolca bir gazete olan “La Vanguardia”da okudum.

“Gerçek nedir?" diye sordu mahkeme başkanı Josep Maria Pijuan. 11 yaşındaki J. nin tecavüz hikayelerinden hangisinin gerçeğe en yakın olduğunu anlamaya çalışıyordu. Sorgulamaya katılan avukatlar çocuğun, yaşından dolayı kendisi ile çelişkiye düşmeden kendini savunamayacağını savunuyorlardı.

Duruşma sırasında Hakim birden felsefi bir soru sordu: "Gerçek nedir? Hayal ettiğin şey mi yoksa senden söylemeni istedikleri şey mi?”

Küçük kız bir an için duraklamış ve şöyle yanıtlamış:

“Gerçek bana yaptıkları kötülüktür.”

İyi tanınan ve prestijli bir jüri olan Avukat Jufresa, bu tanımlamanın tüm kariyeri boyunca duyduğu en iyi tanımlama olduğunu söyledi.

7 Temmuz 2011 Perşembe

20 SN'LİK OKUMA: Tornavida


Kayınbabam ölmeden önce tüm ailesini çağırmış ve:


‘Ölümün diğer dünyaya giden bir koridor olduğunu biliyorum. O koridoru geçtiğimde, size, diğer insanlara yardım etmenin ne kadar kıymetli bir şey olduğunu gösteren bir işaret göndereceğim.’ demiş. Tabutunun yaklmasını ve küllerinin, en sevdiği şarkının eşliğinde Arpoador Kumsalı'na savrulmasını istemişti.


İki yıl sonra öldüğünde, bir dostu yakma işlemini São Paulo da gerçekleştirdi ve elimizde kaset-çalar ve küllerin olduğu kavanozla Rio'daki sahilin yolunu tuttuk. Sahile vardığımızda büyük bir süprizle karşılaştık. Kül kavanozunun kapağı tornavida ile sıkıca vidalanmıştı. Haliyle kavanozu açamadık.


Etraftaki tek kişi bir dilenciydi ve yanımıza gelip problemin ne olduğunu sordu.


Kayın biraderim:


‘Kavanozdan babamın küllerini çıkarabilmemiz için bir tornavidaya ihtiyacımız var’ dedi.


‘Babanız oldukça iyi biri olmalıydı çünkü az önce şunu buldum,’ dedi dilenci ve elindeki tornavidayı uzattı.

Kesinlik ve Şüphe


Buda bir sabah yine öğrencileri ile birlikteyken adamın biri gelir ve:

‘Tanrı var mıdır?’ diye sorar Buda'ya.


‘Evet vardır,’ cevabını alır.


Öğleden sonra başka bir adam gelir ve


‘Tanrı var mıdır?’ diye sorar.


‘Hayır, yoktur,’ der bu kez Buda.


Akşamüstü başka bir adam gelir ve aynı soruyu sorar.


‘Buna senin karar vermen gerekir,’ diye cevaplar bu kez Buda.


Adam uzaklaşır uzaklaşmaz Buda'nın öğrenclieri kızgın bir şekilde Buda'ya çıkışır:


‘Bu çok saçma, Hocam! derler, aynı soruya nasıl olur da bu kadar farklı cevaplar verebilirsiniz?’


‘Çünkü her biri farklı kişilerdi ve her biri Tanrı'ya kendi yolları ile ulaşacaklar. İlk soran ben ne dersem ona inanacaktı bu nedenle ona Tanrı var dedim. İkinci kişi bana haksız olduğumu ispat etmek için elinden geleni ardına koymayacaktı. Üçüncüsü ise sadece kendi seçimine bırakılan şeylere inanacaktı.’