29 Temmuz 2011 Cuma

20 SN'LIK OKUMA: Pencere ve ayna


Çok zengin bir genç, hayatını nasıl yönlendirmesi gerektiğini sormak için bir bilgeye gitmiş. Bilge, genci camın önüne götürmüş ve ona sormuş:

‘Pencereden bakınca ne görüyorsun?’

‘Gelip giden insanlar ve caddede dilenmekte olan bir yaşlıyı görüyorum.’

Bunun üzerine bilge ona büyük bir ayna göstermiş ve demiş ki:

‘Aynaya bak ve bana ne gördüğünü söyle.’

‘Kendimi görüyorum.’

‘Ama diğer insanları göremiyorsun değil mi? Bildiğin gibi ayna da pencere de aynı basit maddeden elde edilmiştir, camdan.

‘Kendini bu iki tip cam lie karşılaştırmalısın. Fakir olarak - tıpkı pencereden gördüğün insanlar gibi- ve şefkat duymalısın.

‘Zengin olarak-gümüşlere bezenmiş- kendini.

‘Diğer insanları görebilmek ve sevebilmek için gözlerinin önünü kaplayan gümüş tabakayı söküp atacak cesareti bulduğunda, herşeye değen biri olabilirsin’

11 Temmuz 2011 Pazartesi

20 SNLİK OKUMA: Gerçek nedir?


Aşağıdaki haberi İspanyolca bir gazete olan “La Vanguardia”da okudum.

“Gerçek nedir?" diye sordu mahkeme başkanı Josep Maria Pijuan. 11 yaşındaki J. nin tecavüz hikayelerinden hangisinin gerçeğe en yakın olduğunu anlamaya çalışıyordu. Sorgulamaya katılan avukatlar çocuğun, yaşından dolayı kendisi ile çelişkiye düşmeden kendini savunamayacağını savunuyorlardı.

Duruşma sırasında Hakim birden felsefi bir soru sordu: "Gerçek nedir? Hayal ettiğin şey mi yoksa senden söylemeni istedikleri şey mi?”

Küçük kız bir an için duraklamış ve şöyle yanıtlamış:

“Gerçek bana yaptıkları kötülüktür.”

İyi tanınan ve prestijli bir jüri olan Avukat Jufresa, bu tanımlamanın tüm kariyeri boyunca duyduğu en iyi tanımlama olduğunu söyledi.

7 Temmuz 2011 Perşembe

20 SN'LİK OKUMA: Tornavida


Kayınbabam ölmeden önce tüm ailesini çağırmış ve:


‘Ölümün diğer dünyaya giden bir koridor olduğunu biliyorum. O koridoru geçtiğimde, size, diğer insanlara yardım etmenin ne kadar kıymetli bir şey olduğunu gösteren bir işaret göndereceğim.’ demiş. Tabutunun yaklmasını ve küllerinin, en sevdiği şarkının eşliğinde Arpoador Kumsalı'na savrulmasını istemişti.


İki yıl sonra öldüğünde, bir dostu yakma işlemini São Paulo da gerçekleştirdi ve elimizde kaset-çalar ve küllerin olduğu kavanozla Rio'daki sahilin yolunu tuttuk. Sahile vardığımızda büyük bir süprizle karşılaştık. Kül kavanozunun kapağı tornavida ile sıkıca vidalanmıştı. Haliyle kavanozu açamadık.


Etraftaki tek kişi bir dilenciydi ve yanımıza gelip problemin ne olduğunu sordu.


Kayın biraderim:


‘Kavanozdan babamın küllerini çıkarabilmemiz için bir tornavidaya ihtiyacımız var’ dedi.


‘Babanız oldukça iyi biri olmalıydı çünkü az önce şunu buldum,’ dedi dilenci ve elindeki tornavidayı uzattı.

Kesinlik ve Şüphe


Buda bir sabah yine öğrencileri ile birlikteyken adamın biri gelir ve:

‘Tanrı var mıdır?’ diye sorar Buda'ya.


‘Evet vardır,’ cevabını alır.


Öğleden sonra başka bir adam gelir ve


‘Tanrı var mıdır?’ diye sorar.


‘Hayır, yoktur,’ der bu kez Buda.


Akşamüstü başka bir adam gelir ve aynı soruyu sorar.


‘Buna senin karar vermen gerekir,’ diye cevaplar bu kez Buda.


Adam uzaklaşır uzaklaşmaz Buda'nın öğrenclieri kızgın bir şekilde Buda'ya çıkışır:


‘Bu çok saçma, Hocam! derler, aynı soruya nasıl olur da bu kadar farklı cevaplar verebilirsiniz?’


‘Çünkü her biri farklı kişilerdi ve her biri Tanrı'ya kendi yolları ile ulaşacaklar. İlk soran ben ne dersem ona inanacaktı bu nedenle ona Tanrı var dedim. İkinci kişi bana haksız olduğumu ispat etmek için elinden geleni ardına koymayacaktı. Üçüncüsü ise sadece kendi seçimine bırakılan şeylere inanacaktı.’

17 Haziran 2011 Cuma

10 SN OKUMA - İşinize özen gösterin


Abin-Alsar çocukken babasıyla bir dervişin konuşmasına kulak misafiri olur.

“İşine özen göstermelisin”, demiş derviş. “Gelecek nesillerin hakkında ne söyleyeceklerini düşün.”
“Yani?”, demiş babası ve devam etmiş: “Öldüğümde herşey bitmeyecekmi zaten? Ne söyleyeceklerinin ne önemi var.”

Abin-Alsar bu konuşmayı hiçbir zaman unutmamış.

Tüm hayatı boyunca doğru şekilde davranmaya, işinin hakkını vermeye ve insanlara iyi davranmaya özen göstermiş.
Diğer insanları düşünmesiyle ün kazanmış.

Öldüğünde geriye, kasabasında yaşayan insanların hayatını iyileştirecek pek çok şey bırakmış.

Mezar taşında ise şu yazılıdır:
“Ölümle sonlanan bir yaşam, iyi değerlendirilmemiş bir yaşamdır.”

14 Haziran 2011 Salı

20 SN OKUMA: Taş


Dağın içinden geçmekte olan bilge bir kadın derenin içinde çok değerli bir taş bulmuş.
Ertesi gün aç bir yolcuyla karşılaşan bilge, yiyeceğini paylaşmak için çantasını açmış. Yolcu çantasındaki değerli taşı görmüş ve bilge kadından istemiş. Bilge kadınsa hiç çekinmeden vermiş taşı.

Yolcu elindeki hazinesinin tüm hayatı boyunca ona yetecek kadar değerli olduğu fikriyle mutlu olarak ayrılmış bilgenin yanindan.

Fakat birkaç gün sonra yolcu taşı bilge kadına geri vermek için dönmüş ve şöyle demiş:
"Taşın ne kadar değerli olduğunun farkındayım ancak onu sana geri getirmemin nedeni, ondan daha değerli birşey istemekti senden."
Ve devam etmiş:
"İçindeki, o değerli taşı hiç çekinmeden bana vermeni sağlayan şeyi bana verirmisin?"

9 Haziran 2011 Perşembe

15 SN OKUMA: ölüye hakaret et


Talebenin biri hocasına gitmiş ve Allah'ı memnun etmek için nasıl davranması gerektiğini sormuş.

- Mezarlığa git ve ölünün birine hakaret et - demiş hocası.

Çocuk gitmiş ve denileni yapmış. Ertesi gün tekrar hocasının yanına gelmiş.

- Bir tepki verdiler mi? diye sormuş hoca.

Çocuk "hayır vermediler" demiş.

- O zaman git ve onları öv demiş hoca bu sefer de.

Talebe itaat etmiş ve aynı gön öğleden sonra, yine ölünün bir tepki verip vermediğini soran hocasının yanına dönmüş.

- Hayır demiş talebe.

Bunun üzerine:

- Yaratıcıyı memnun etmek istiyorsan onlar gibi davranmalısın - demiş hoca ve devam etmiş

“Insanların hakaretlerine de övgülerine de değer verme; ancak bu şekilde davranarak kendi yolunu çizebilirsin.”

7 Haziran 2011 Salı

1 DK OKUMA: yol nasıl ortaya çıkmış


Günün birinde bir buzağı, otlağına dönmek için eldeğmemiş bir ormandan geçmek zorunda kalmış. Akılsız bir hayvan olan buzağı, dik yokuşları, çukurları, yamaçları ve türlü türlü engeberiyle çok eziyetli bir yol uydurmuş.

Sonraki gün köpeğin biri de ormanı geçmek için aynı yolu kullanmış. Derken bir gün bir sürünün lideri olan koyun da aynı yolu kullanmış ve bütün sürüyü oradan geçirmiş.

Sonra insanlar da eğile büküle, engellerle boğuşarak ve tüm bunlara haklı olarak sayıp söverek bu yolu kullanmaya başlamışlar. Ancak hiçkimse yeni bir yol bulmak için birşey yapmamış.

Uzun yıllar sonra bu yol kervanların geçtiği bir yol olmuş ve hayvanlar üzerlerinde ağır yüklerle normalde rahatlıkla yarım saatte gidebilecekleri bir mesafeyi 3 saatte binbir eziyetle gider olmuş.

Uzun yıllar geçmiş ve bu yol önce bir köye giden anayol olmuş, sonra bir şehrin ana caddesi olmuş. Herkes olabilecek en kötü yolun seçilmiş olmasından ve korkunç trafikten dolayı şikayetçiymiş.

Bunu gören bilge orman, insanların önlerinde hazır olan yolu, "acaba bu yol doğru seçim mi" diye sorgulamadan direk kör bir şekilde takip ettiğine gülmüş.

31 Mayıs 2011 Salı

Diğerlerinden daha fazlasını riske etmek

Işığın savaşçıları için imkansız aşk diye bir şey yoktur.

Sessizliğin yada reddedilmenin onları korkutmasına izin vermezler.

İnsanların buz gibi maskelerinin arkasına alev alev yanan kalpleri olduğunu bilirler.

Sırf bu nedenle savaşçılar diğer insanlardan daha fazla şey riske ederler.

Defalarca "hayır" cevabını almalarına ve eve boynu bükük dönmelerine, tüm ruh ve vücut olarak reddedilmiş hissetmelerine rağmen, bıkmadan usanmadan sevgiyi ararlar.

Savaşçılar cesaretlerinin kırılmasına izin vermezler çünkü bilirler ki sevgi olmadan hayatın bir anlamı yoktur.

26 Mayıs 2011 Perşembe

20 SANİYELİK OKUMA: ruh ve vücut


Fırtınanın ortasinda, gezginin biri bir hana ulaşır. Nereye gittiğini soran hancıya "dağa çıkıyorum" yanıtını verir.

"Bunu aklından çıkar" der hancı ve devam eder;"bu çok tehlikeli bir tırmanış ve hava da korkunç."

"öyle yada böyle tırmanıyorum" der gezgin, "bu benim hayalim."

"eğer kalbim oraya benden önce ulaşmışsa, vücudumun ulaşması da kolay olacaktır."

24 Mayıs 2011 Salı

İyilik bankası

‘İyilik bankası nedir?’

‘İlk defa Amerikalı bir yazar bahsetmişti bundan. Dünyanın her noktasında bulabileceğin en güçlü bankadır.’

‘Herhangi biri için nasıl bir iyilik yapabilirim?’

‘Bu hiç mi hiç fark etmez. İzin ver izah edeyim: biliyorum ki günün birinde çok nüfuzlu birisi olacaksın. Bunu biliyorum çünkü bende bir zamanlar senin gibi hırslı, bağımsız ve dürüsttüm. Artık eskisi kadar enerjim kalmadı ancak sana yardım etmek istiyorum çünkü henüz sönüp kül olmak istemiyorum.
Senin hesabına yatırmaya başlıyorum – yanlış anlama para değil, ilişkiler yatırdığım şey. Seni öyle insanlarla tanıştırıyorum, yasal olmak kaydıyla senin için öyle anlaşmalar yapıyorum ki bana borçlu olduğunu biliyorsun ancak ben bunun karşılığında senden hiçbir şey istemiyorum.’

‘Ve bir gün’

‘Bir gün ben de senden bir iyilik isteyeceğim. Sende isteğimi yerine getireceksin ve ben de sana yardım etmeye devam edeceğim. Böylelikle diğer insanlar da senin ne kadar terbiyeli, sadık bir insan olduğunu görecekler ve onlarda senin hesabına yatırım yapmaya başlayacaklar – ve daima yeni kişiler ve bağlantılar olacak şekilde çünkü bu dünya sadece iletişimde oluğumuz kişilerden oluşmuştur. Onlar da günün birinde senden bir şey rica edecekler ve sen de saygı gösterecek ve zamanında sana yardım etmiş bu insanlara yardımcı olacaksın. İhtiyacın olan herkesi tanıyor olacaksın ve nüfuzun her geçen gün artacak.’

‘Ama seni reddedebilirim.’

‘Elbette yapabilirsin. İyilik Bankası, tıpkı tüm düğer bankalar gibi riskli bir yatırımdır. Sana yaptığım yardımı hakettiğine ve herkesin kabiliyetini fark etmesi gerektiğine inandığın için yardım talebimi geri çevirirsin. Peki, ben de sana teşekkür edip daha önce yatırım yaptığım diğer kişilerden rica ederim. Fakat bundan sonra benim bir şey söylememe gerek kalmaksızın herkes senin nasıl güvenilmez biri olduğunu bilir.”

‘Ve…’

‘Sonuçta ilerleyebileceğinin yarısı kadar ilerlersin ki bu isteklerini karşılamayacaktır. Bir noktadan sonra hayatın çöküşe geçecek çünkü sadece yarısında kalmış olacaksın yolunun. Ne hayal kırıklığına uğrayacaksın ne de tatmin olacaksın. Ne sıcak olacaksın ne de soğuk, ılık olacaksın ve tıpkı bir kutsal kitapta söylendiği gibi: “Ilık şeyler damakta tat bırakmaz.”

20 SANİYELİK OKUMA: en iyi aldatmaca


Bir grup iblis, Kahire yakınlarında yaşayan bir alimin ruhuna girmeye çalışıyorlarmış fakat bir türlü başaramıyorlarmış. Nil kadınlarından tutun da Mısır yemeklerine, Libya hazinelerine varıncaya kadar ellerinden gelen gerşeyi denemişler.

Bir gün Şeytan geçerken hizmetkarlarının çabasını görmüş.

- Hiç umut yok - demiş Şeytan. - Hiç kimsenin karşı koyamayacağı şeyi denemediniz, gelin size öğreteyim.

Daha sonra alimin yanına gitmiş ve kulağına fısıldamış:

- Senin yetiştirdiğin papaz var ya, İskenderiye'nin Piskoposu olmuş.

Alim, anında öfkeyle dolmuş ve Allah'ı adaletsizlikle yargılamış.

- Gelecek sefer bu aldatmacayı deneyin - demiş Şeytan hizmetkarlarına.

“İnsanoğlu her şeye dayanabilir ancak kendi yetiştirdiği yada daha düşük kademedeki birinin başarısını hazmedemez.”

22 Mayıs 2011 Pazar

Hayaller ve saplantılar

Herkesin hayatta herşeye sahip olabileceği ile ilgili teorinizi çok iyimser buluyorum. Fakat eğer biri hayatında birkez dener ve başarısız olup hayal kırıklığına uğrarsa ne yapmalıdır? (Antoine Rigal, Lyon, France)

Bazan Simyacı da geçen "Bir şey istediğinde tüm evren ona ulaşman için sana yardım eder" mesajının biraz kafa karışıklığına neden olabiliyor.

Bazı insanlar sonuçta onlara hiç bir faydası olmayacak şeyler isiyorlar. Hayat tuhaf: insanlar mutsuz olukları kadar daha mutlu olabilirler. Çözecek problemleri olduğu için varolduğunu düşünen dostlarım var. Bu problemler olmadan, bir hiç olduklarına inanıyorlar.

Evren, yapıcı yada yıkıcı olmalarına bakmaksızın tutkularımızın bir yankısıdır.

Kişi hayal ile saplantı arasındaki farkı aklından çıkarmamalıdır. Simyacı'da kişisel bir efsaneyi yazarken, Zahir'de saplantıyı anlattım.

Kişisel efsanenizi takip ettiğinizde yolunuzda ilerlerken, yol size öğretir. Amacınız sizi körleştirip sizi ona ulaştıracak olan yolu görmezden gelmenizi sağlamaz.

Diğer yandan saplantı, hayatın size öğrettiklerini farketme ve saygı duymanızı engeller.

Bu, hedefinize ulaşmak için engellerle karşılaşmamak gibidir.

Şunu farkettim ki, hayatın getirdiği korkular ve yaralara rağmen, hayaller için savaşmaktan vazgeçilmemelidir.

Borges'in yazdığı gibi "cesur olmaktan başka bir erdem yoktur".

Ve şu da iyi bilinmelidir ki cesaret korkunun varolmayışı değil, aksine, korkuya rağmen yola devam etmeyi sağlayan güçtür.

20 Mayıs 2011 Cuma

20 SANİYELİK OKUMA: Ne kadarda fakiriz...


Bir gün, çok zengin bir adam oğluna ne kadar fakir bir ülkede yaşadıklarını göstermek için onu da alıp ülke turuna çıkar.

Çok fakir bir ailenin çiftliğinde birkaç gece konaklarlar.

Geri dönüş yolunda baba oğluna sorar,
“Gezi nasıldı?”
“Mükemmeldi baba.”

“Fakir insanların nasıl yaşadıklarını gördün mu peki?” diye sorar tekrar baba.
“Evet, elbette.” der oğlu.

Ve baba devam eder,
“Peki öyleyse söyle bakalım bu seyahatimizden ne öğrendin?”

Çocuk ise şöyle cevaplar:
“Gördüm ki bizim bir köpeğimiz varken onların dört tane var.”
“Bizim bahçenin ortasına kadar uzanan bir havuzumuz varken onların ucu görünmeyen bir göleti var.”
“Bizim bahçemizde spot ışıkları varken onlarınkinde yıldızlar var.”
“Bizim patika ön bahçeye kadar uzanırken onlarınki ufka kadar gidiyor.”

“Bizim yasamak için küçücük bir alanımız varken onlarınki göremeyeceğimiz kadar büyük.”
“Biz yiyeceklerimizi satın alırken onlar kendileri yetiştiriyor.”
“Bizim duvarlarımız var kendimizi korumak için, onlarınsa dostları.”

Babanın bu cevaplar karşısında dili tutulmuştur ve oğlu son olarak ekler:
“Teşekkürler babacığım, bana aslında ne kadar fakir olduğumuzu gösterdiğin için.”

19 Mayıs 2011 Perşembe

Paulo Coelho Istanbul'a Geldi


9 Mart Cumartesi günü Pera Palace’ta Türk basınıyla buluşan Coelho, yazarlık serüveni ve Türkiye’ye dair çapıcı açıklamalarda bulundu.

Coelho, eşi ve dostlarıyla İstanbul’a geldi

Her sene farklı bir ülkede ve yemekli davetle kutladığı Saint Joseph Yortusu için bu yıl İstanbul’u seçen ünlü yazar Paulo Coelho, 19 Mart Cumartesi günü düzenlenen toplantıda Türk basınıyla buluştu. Brezilyalı yazar, Türkiye'ye üçüncü kez geldiğini ve her seferinde özel anlar yaşadığını belirtti.

Elif yedi günde yazıldı!

Coelho, son kitabı Elif’le ilgili, bir süredir bilgelik yolunda gelişiminin durduğunu hissettiğini belirterek, ustasının tavsiyesine uyup gönlünün onu çektiği yere gittiğini söyledi.

Rastlantıların kendisini Sibirya'ya götürdüğünü ve Rusya'da yaşayan bir Türk kızı olan Hilal ile karşılaştığını anlatan Coelho, aralarında çok yoğun bir ilişki başladığını ve tren yolculuklarında zamana ve mekana temas ettiklerini anlattı.

Coelho, yaşadığı bu deneyimi Rio de Janeiro'ya döndüğünde kaleme almaya karar verdiğini belirterek, kitabı 5-7 gün içerisinde yazdığını kaydetti.

Kitabın anadilinden sonra ilk kez Türkçeye çevrildiğini ve basıldıktan bir hafta sonra Türkiye'de kitap satışlarında ilk sıraya yerleştiğini ifade eden Coelho, okuyuculara teşekkür etti. Yazar, kitabın yıl sonuna kadar birçok ülkede basılacağını bildirdi.

‘Geceyarısı Ekspresi’ne dair…

Genç yaşlarda "Geceyarısı Ekspresi" filmini izlediğini ve çok etkilendiğini anlatan Coelho, "Nasıl da insanın zihnini çelen bir film... Bu filmde Türkiye nasıl betimleniyordu, tanrım! O kadar güçlü bir film ki bu, aslında bir tablo yarattı Türkiye'ye ve Türkiye halkına yönelik olarak. Benim ülkeme karşı da ön yargılar var. Brezilya müthiş bir ülke, Türkiye'nin olduğu gibi" şeklinde konuştu.

"Uzun yıllar önce aklımı kaybettim"

Coelho, neden yazma ihtiyacı hissettiğine ilişkin de şunları kaydetti:

"Uzun yıllar önce aklımı kaybettim diyebilirim, çıldırdım ve çok fazla meditasyon yaptım. Yazıyorum, çünkü bu benim bireysel efsanem. Çıldırma noktasına gelebilmek için yapmanız gereken ilk şey kendinizi kaybetmek. Yazıyorum, çünkü bu benim paylaşma yöntemim. Eğer paylaşmazsanız insan değilsiniz."

Coelho, yazar Orhan Pamuk'un da pek çok şeye meydan okuyan biri olduğunu ifade ederek, "Sanıyorum Pamuk sadece kendini kaybetmemek için değil, aynı zamanda parçaları bir araya getirmek için de yazıyor" dedi.

İfade edecek bir şeyleri olanlara yazmayı tavsiye eden Coelho, "Yazarların yaşadığı tıkanma, çok fazla biçime odaklanmalarından ve özü, temeli unutmalarından kaynaklanıyor bence. Bir öykü anlatılması gerekiyorsa anlatılmalı" diye konuştu. "İnsanların yaşamdaki sahip olduğu tek güç, kararlarının sahip olduğu güçtür" diyen Coelho, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Dışarıda kalan her şey Tanrı'ya aittir. Tanrı size 'seç' diyor. Sağı ya da solu, önü ya da arkayı ama insanlarda tek bir güç var, o da seçme gücüdür. Seçimde bulunmaktan kaçınabilirsiniz, annem, patronum, eşim benim için seçsin diyebilirsiniz. Tek bir karar almadan hayatınızı geçirebilirsiniz. Ancak bu çok zor. Ben birkaç kez akıl hastanesinde tedavi gördüm ve bir kez hapishaneye girdim. O kadar mutluyum ki bu bedeli ödediğim için. Çünkü bunlar sayesinde şu an buradayım."

Coelho, inanç kavramının toplumda, ulaşıldığında kaybedilecekmiş gibi yansıtılmaya çalışıldığını savunarak, "İnanç günlük bir savaştır, kavgadır, seçmek ve tercih etmek de bunun parçasıdır" dedi.

Kitaplarının ilgi görme nedeni sorulan Coelho, bunun yazara değil okuyucuya sorulması gerektiğini belirterek, "Bunun gizemi nedir gerçekten bilmiyorum. Yazarın sadece paylaşacak bir öyküsü vardır" diye konuştu.

Paulo Coelho Türk kızını anlatıyor

Simyacı, Veronika Ölmek İstiyor ve son olarak da Brida ile milyonların gönlünde taht kurmuş dünya yazarı Paulo Coelho, Elif’le bir Türk kızını anlatıyor.


İSTANBUL - “Hilal’e isminin anlamını sordu; Türkçe’de ayın ilk günlerinde aldığı yay biçimi demektir. Ülkemin bayrağında da vardır hilal…” “Elif’te; yaşadığım, yaşayacağım ve yaşamakta olduğum bütün hayatlardaydım o an...”

Elif’in kahramanı dünyaca meşhur yazar Paulo Coelho, bir süredir bilgelik yolunda gelişmesinin durduğunu hissetmektedir. Belki de yapması gereken tek şey, esrarengiz ustası J.’nin tavsiyesine uyup, “Gönlünün onu çektiği yere” gitmektir...

Rastlantılar Coelho’yu Rusya’ya savurur. 9288 kilometrelik tren yoluyla, bu uçsuz bucaksız ülkeyi baştan sona kat etmeye karar verir. Daha ilk durağından itibaren manevi bir arayışa dönüşen bu yolculukta ona üç kişi eşlik eder: Bir Tao ustası, Rus yayıncısı ve en ilginci, yetenekli bir keman virtüözü olan, Türkiyeli sıra dışı bir genç kadın; Hilal...

Paylaşmazsanız İnsan Değilsiniz

Paulo Coelho2 Maviruj Paulo Coelho: Paylaşmazsanız İnsan DeğilsinizBrezilyalı yazar Paulo Coelho, ”Çıldırma noktasına gelebilmek için yapmanız gereken ilk şey kendinizi kaybetmek. Yazıyorum, çünkü bu benim paylaşma yöntemim. Eğer paylaşmazsanız insan değilsiniz.”

Brezilyalı yazar Paulo Coelho, düzenlediği basın toplantısında, her yıl başka bir şehirde, yemekli bir davetle kutladığı Saint Joseph yortusu için bu yıl İstanbul’u seçmesi nedeniyle burada bulunduğunu ifade ederek, Türkiye’ye üçüncü kez geldiğini, her seferinde özel anlar yaşadığını kaydetti.

Genç yaşlarda ”Geceyarısı Ekspresi” filmini izlediğini ve çok etkilendiğini anlatan Coelho, ”Nasıl da insanın zihnini çelen bir film… Bu filmde Türkiye nasıl betimleniyordu, aman Allahım. O kadar güçlü bir film ki bu, aslında bir tablo yarattı Türkiye’ye ve Türkiye halkına yönelik olarak. Benim ülkeme karşı da ön yargılar var. Brezilya müthiş bir ülke, Türkiye’nin olduğu gibi” şeklinde konuştu.

Coelho, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da yaşanan halk ayaklanmalarına da işaret ederek, ”Bir çatışma olmadan hiçbir şey olmaz ama sonuç olarak hepimiz ışığa doğru gidiyoruz. Bence öz yıkım sürecinden geçmiyoruz. Her şeyin iyileştiğine, düzeldiğine inanıyorum. Elbette çatışmalar var, bunlar bir şekilde gerekli. Son derece iyimserim zor zamanlardan geçsek bile” diye konuştu.

Coelho, son kitabı ”Elif”le ilgili, bir süredir bilgelik yolunda gelişiminin durduğunu hissettiğini belirterek, ustasının tavsiyesine uyup gönlünün onu çektiği yere gittiğini söyledi.

Rastlantıların kendisini Sibirya’ya götürdüğünü ve Rusya’da yaşayan bir Türk kızı olan Hilal ile karşılaştığını anlatan Coelho, aralarında çok yoğun bir ilişki başladığını ve tren yolculuklarında zamana ve mekana temas ettiklerini anlattı. Coelho, yaşadığı bu deneyimi Rio de Janeiro’ya döndüğünde kaleme almaya karar verdiğini belirterek, kitabı 5-7 gün içerisinde yazdığını kaydetti. Kitabın anadilinden sonra ilk kez Türkçeye çevrildiğini ve basıldıktan bir hafta sonra Türkiye’de kitap satışlarında ilk sıraya yerleştiğini ifade eden Coelho, okuyuculara teşekkür etti. Coelho, kitabın yıl sonuna kadar birçok ülkede basılacağını bildirdi. Ülkesinde kitabın tanıtımı için hiçbir röportaj vermediğini dile getiren Coelho, kitabın tanıtımının sosyal paylaşım siteleri aracılığıyla yapıldığını söyledi.

‘UZUN YILLAR ÖNCE AKLIMI KAYBETTİM’

Paulo Coelho Maviruj 300x214 Paulo Coelho: Paylaşmazsanız İnsan DeğilsinizCoelho, neden yazma ihtiyacı hissettiğine ilişkin de şunları kaydetti:

”Uzun yıllar önce aklımı kaybettim diyebilirim, çıldırdım ve çok fazla meditasyon yaptım. Yazıyorum, çünkü bu benim bireysel efsanem. Çıldırma noktasına gelebilmek için yapmanız gereken ilk şey kendinizi kaybetmek. Yazıyorum, çünkü bu benim paylaşma yöntemim. Eğer paylaşmazsanız insan değilsiniz.”

Coelho, yazar Orhan Pamuk’un da pek çok şeye meydan okuyan biri olduğunu ifade ederek, ”Sanıyorum Pamuk sadece kendini kaybetmemek için değil, aynı zamanda parçaları bir araya getirmek için de yazıyor” dedi. İfade edecek bir şeyleri olanlara yazmayı tavsiye eden Coelho, ”Yazarların yaşadığı tıkanma, çok fazla biçime odaklanmalarından ve özü, temeli unutmalarından kaynaklanıyor bence. Bir öykü anlatılması gerekiyorsa anlatılmalı” diye konuştu. ”İnsanların yaşamdaki sahip olduğu tek güç, kararlarının sahip olduğu güçtür” diyen Coelho, konuşmasını şöyle sürdürdü:

”Dışarıda kalan her şey Tanrı’ya aittir. Tanrı size ‘seç’ diyor. Sağı ya da solu, önü ya da arkayı ama insanlarda tek bir güç var, o da seçme gücüdür. Seçimde bulunmaktan kaçınabilirsiniz, annem, patronum, eşim benim için seçsin diyebilirsiniz. Tek bir karar almadan hayatınızı geçirebilirsiniz. Ancak bu çok zor. Ben birkaç kez akıl hastanesinde tedavi gördüm ve bir kez hapishaneye girdim. O kadar mutluyum ki bu bedeli ödediğim için. Çünkü bunlar sayesinde şu an buradayım.”

Coelho, inanç kavramının toplumda, ulaşıldığında kaybedilecekmiş gibi yansıtılmaya çalışıldığını savunarak, ”İnanç günlük bir savaştır, kavgadır, seçmek ve tercih etmek de bunun parçasıdır” dedi. Kitaplarının ilgi görme nedeni sorulan Coelho, bunun yazara değil okuyucuya sorulması gerektiğini belirterek, ”Bunun gizemi nedir gerçekten bilmiyorum. Yazarın sadece paylaşacak bir öyküsü vardır” diye konuştu.

Coelho, hayallerinin peşinden gittiğini ifade ederek, konuşmasını yazar Serdar Özkan’ın kendisi için yazdığı mektuptaki Kur’an-ı Kerim’den yapılan şu alıntılarla tamamladı:
”Onlara öykünü anlat ki bunu düşünsünler, buna kafa yorsunlar. Allah seni ve senin erdemlerini ve görevlerini yarattı.”

Paulo Coelho, Brezilya’nın Ankara Büyükelçisi Marcelo Jardim ve Can Yayınları Genel Müdürü Can Öz’ün de katıldığı toplantı sonrası okuyucuları için kitabını imzaladı.