1 Eylül 2012 Cumartesi

Düşmanla pazarlık yapmak

Savaş zamanı yaklaştığında, ışığın savaşçısı her duruma hazırlıklıdır. Her olasılığı göz önünde bulundurur ve kendine: “Eğer kendime karşı savaşmak zorunda kalsaydım ne yapardım?” diye sorar.

Bu, ışığın savaşçısının kendı zayıflıkalrını bulma yöntemidir.

Savaş yaklaştığında, düşmanlar ellerinde verilmiş sözlerle, anlaşmalarla ve pazarlıklarla dolu çantalarıyla gelirler. Pek çok baştan çıkarıcı teklif ve kolay çözüm önerisi vardır.

Savaşçı her bir teklifi dikkatlice analiz eder; o da bir anlaşma yolu bulmak istemektedir ancak onurunu zedelemeyecek bir şekilde olmalıdır bu. Eğer savaştan kaçınırsa bu baştan çıkarıldığı için değil bunun en iyi strateji olduğuna karar verdiği içindir.

Işığın Savaşçısı dülmanlarından hediye kabul etmez.

Saldırıda ve savunmada

Savaşçı dünyayı kontol ettiğini, kendi adımlarını kendilerinin seçtiğini ve doğru yolu bildiklerini düşünen insanlara karşı dikkatlidir. Bu insanlar kendilerine o kadar güvenmektedirler ki kaderin herkesın hayatı için planladıklarının ne kadar farklı olduğunu farketmezler.

Işığın Savaşçısı'nın hayalleri vardır. Hayalleri onu ileri taşır. Fakat hiç bir zaman yolun çok kolay ve kapının sonuna kadar açık olduğunu düşünmez.

Bilir ki evren kimya gibidir: Üstatlar ”Enerjini duruma göre odakla ve dağıt.”

Harekete geçilecek durumlar vardır ve bir de kabul edilecek durumlar.

Yenilgiyle karşı karşıya gelindiğinde

Işığın Savaşçısı nasıl kaybedeceğini bilir. Yenilgiyi basit bir şeymiş gibi kabul edip asla “aman zaten önemli değildi”, ya da “aslında zaten istemiyordum” gibi cümleler kurmaz.

Yenilgiyi bir yenilgi olarak kabul eder ve onu bir zafer ya da deneyim gibi göstermeye çalışmaz. Yaralarının acısına, arkadaşlarının umursamayışına ve kaybetmenin yalnızlığına katlanır. Ve her zaman kendisinie şunu söyler: “Bir şey için savaştım ve elde edemedim. Sadece ilk savaşı kaybettim.”

Bu cümle ona güc verir. Hiç kimsenin daima kazanamayacağını bilir ve sonunda cesaretin galip geleceğini de.

9 Mayıs 2012 Çarşamba

Herkes için dua etmek


Eşi hasta olan bir çiftçi Budists bir keşişten eşi için dua etmesini ister. Keşiş dua etmeye başlar ve Tanrı'dan tüm hastaları iyileştirmesini diler.
Çiftçi ‘bir dakika,’ der ve devam eder  ‘Ben sizden eşim için dua etmenizi istedim fakat siz tüm hastalara dua ediyorsunuz.’
‘Onun için de dua ediyorum.’
‘Evet fakat siz herkes için dua ediyorsunuz. Böyle yaparak hasta olan komşumun iyileşmesine bile katkıda bulunmuş olabilirsiniz ki onu sevmiyorum bile.’
‘İyileşme ile ilgili hiç bir şey bilmiyorsunuz,’ der Keşiş ve devam eder. ‘Ben böyle dua ederek, duamı milyonlarca diğer dua eden insanların duasına ekliyorum.
‘Birbirine eklendiklerinde, sesimiz tanrı'ya ulaşır ve herkese faydası dokunur. Tek başınaysa, hiç bir yere ulaşamayacak kadar zayıftır.’

24 Ocak 2012 Salı

Hayallerimizi öldürmekte olduğumuzun 3 işareti


Hayallerimizi öldürmekte olduğumuzun ilk işareti yeterli zamanımız olmamasıdır. Hayatım boyunca tanıdığım en meşgul insanlar, herşeyi yapmaya yetecek kadar vakit bulurlardı. Hiç bir şey yapmayanlarsa hep yorgun olup yapmaları gereken şeye biraz olsun dikkat göstermeyen insanlardı. Sürekli olarak günün ne kadar kısa olduğundan yakınan bu insanlar, aslında sadece yaptıkları işin hakkını vermemektedirler ve yeterince savaşmamaktadırlar.

Hayallerimizin ölümünü gösteren ikinci işaret ise emin olmamızdır. Hayatı büyük bir macera olarak görmememiz, hayattan daha azını beklediğimiz ve daha azıyla yetindiğimiz için ne kadar bilge ve adil olduğumuzu düşünmeye başlarız. Günlük hayatımızın duvarlarının ötesine bakıp kırılan mızrakların seslerini duyar, tozun ve terin kokusunu alır, savaşçı olan insanların gözlerinin içindeki ateşi ve ne büyük başarılara imza attıklarını görürüz. Fakat o büyük zevki, bu savaşa katılanların kalbindeki sonsuz heyecanı asla anlayamayız. Onlar için ne yenilgi önemlidir ne de kazanmak: aslolan daha iyisi için verdikleri haklı savaştır.

Hayallerimizi yok etmemizin üçüncü işareti ise barıştır. Hayatımız bir pazar öğleden sonrasına döner. Büyük hiç bir şey istemez, verebileceğimiz kadarından fazlasını istemekten çekiniriz. Bu durumu, kendimizi yetişkin olarak görmekle açıklarız. Gençliğimizdeki ideallerimizi bir kenara bırakır, sadece kişisel ve mesleki başarılara odaklanırız. Etrafımızdaki insanlar hayattan şunu bekliyorum dediğinde ise şaşırıp kalırız. Fakat kalbimizin derinliklerinde, hayallerimizi haklı savaşımızı bıraktığımızda kaybettiğimizi biliriz.

Hayallerimiz için verdiğimiz savaşı bırakıp barış ilan ettiğimizde, kısa bir süre için dinginliğe ulaşırız. Fakat öldürdüğümüz hayaller içimizde çürümeye başlar ve tüm varoluşumuza adeda bir virüs gibi bulaşır. Önce etrafımızdakilere karşı sonra da kendimize karşı saldırganlaşırız. İşte tam o zaman hastalıklar ve buhranlar baş göstermeye başlar. Bizi savaşmaktan alıkoyan korkaklığımız, savaşırken karşılaşabileceğimizden çok daha büyük bir hayal kırıklığı ve yenilgi ile bizi cezalandırır.

Sonunda ölmüş hayallerimiz nefes almamızı bile imkansız hale getirir ve ölümü arzular oluruz. Çünkü artık yalnızca ölüm bizi herşeyden emin olmamızdan, işlerimizden ve o korkunç pazar öğleden sonrası ruh halinden kurtarabilir.